Konuralp: Antik Dönemin Gölgesinde Yerel Kültürel Mirasın Aidiyeti
- 22 Eyl 2025
- 4 dakikada okunur
Konuralp. Kent.
Yazan: Sanat Tarihçisi Zerrin Avan
Giriş

Konuralp, Batı Karadeniz’in önemli çok katmanlı yerleşimlerinden biridir. Antik dönemde Prusias ad Hypium adıyla bilinen kent, Helenistik dönemden itibaren kesintisiz yerleşime sahne olmuş; Roma ve Bizans evrelerinin ardından erken Osmanlı döneminden Cumhuriyet dönemine kadar canlılığını korumuştur.
Ancak bugün Konuralp, çoğunlukla arkeolojik katmanların ön plana çıkarıldığı; buna karşılık Osmanlı-Türk dönemi mirasının gölgede bırakıldığı bir anlayışla temsil edilmektedir. Oysa kentin kültürel mirası yalnızca antik tiyatro, mozaikler veya Roma köprüsüyle sınırlı değildir. Geleneksel Türk evleri, hamam, türbe, mahalle dokusu, avlulu yaşam kültürü ve yerel halkın sürdürdüğü gündelik pratikler de bu mirasın önemli parçalarıdır.
Bu nedenle Konuralp’in kültürel bütünlüğü, yalnızca yer altındaki arkeolojik verilerle değil; farklı dönemlerin üst üste birikerek oluşturduğu yaşayan tarihsel süreklilik üzerinden değerlendirilmelidir.
Antik Katmanların Baskınlığı ve “Gölge” Meselesi
Konuralp: Antik Dönemin Gölgesinde Yerel Kültürel Mirasın Aidiyeti noktasında, son yıllarda Konuralp’in tanıtımında, özellikle Roma tiyatrosu ve arkeolojik kazıların öne çıkarıldığı gözlenmektedir. Bu durum, antik kentin ulusal ve uluslararası turizm söylemlerinde “marka kent” kimliğiyle sunulmasına yol açmıştır. Ancak bu sunum, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinin çok katmanlı mirasını çoğu kez görünmez kılmakta; geleneksel konut dokusu, cami ve hamam gibi Osmanlı yapıları arka planda bırakılmaktadır. Böylece “arkeoloji merkezli kent imajı”, yaşayan halkın hafızası ve aidiyetine gölge düşürmektedir.
Konuralp’te “marka kent” kimliği oluşturulurken, Roma tiyatrosu ve arkeolojik miras öne çıkarılıyor. Ancak bu yaklaşım, çok katmanlı mirasın yalnızca bir bölümünü yansıtıyor. Osmanlı dönemi evleri, cami ve hamam gibi unsurlar yeterince dahil edilmediği için, kentin marka kimliği “tek katmanlı” hale geliyor. Oysa sürdürülebilir bir marka kent kimliği, antikten Osmanlı’ya, Cumhuriyet’ten bugüne kadar tüm katmanları sahiplenmelidir.
1300’lü yıllarda fethedilen ve Osmanlı’nın ilk yerleşimlerinden biri olan Konuralp, adını Osman ve Orhan Gazi’nin uç beyi Konuralp Bey’den alarak tarihsel bir onur kazanmıştır. Bugün ise tüm kaynaklar yalnızca Antik dönem kalıntılarının ortaya çıkarılmasına yönlendiriliyor. …ve bu uğurda rızasız kamulaştırma yapılıyor. Oysa Konuralp’te Osmanlı dönemine ve erken Cumhuriyet dönemine ait, 30’un üzerinde nadide geleneksel Türk evi restore edilmeyi bekliyor.
Kültürel mirasa ayrılan maddi manevi kaynakların, yerel halkı desteklemek ve korunması gereken tarihi kültürel hafızanın başatı olan yerel halkı ve özel mülkiyetini güçlendirmek yerine, vatandaşın mülkiyet hakkını elinden almak için kullanılması üzücü, yıpratıcı ve kabul edilemez.
Arkeolojik kazılar alt yapıyı ortaya çıkarmak adına üst yapıdaki tescilli kültürel mirası alma hakkını sağlamaz. Ölçülülük olması esastır. Unutulmamalıdır ki; bir mülk sahibinin, kültürel mirasa sahip çıkması, tescil sürecine dahil olması, kaynaklarını kullanması, orjinal halini bozmama adına tadilatını yapamaması, prosedürlere uyması zaten başlı başına bir kamu yararıdır. Kamulaştırma yoluyla bu mirası yerel halktan koparmak, tarihi değerleri korumak değil, onları aidiyetinden, kültürel kimliğinden uzaklaştırmaktır.
Kamu yararı söylemi altında özel mülkiyeti tehdit eden uygulamalara karşı, hukuki ve kültürel hakları hatırlamak gerekir.
Konuralpliyiz. Yerel halk Konuralp şartlarında hayatı sürdüren, arkeolojik kazılara uyum sağlamaya çalışan, yerel hayatını kültürel turizme açma gönüllülüğünü gösteren önemli bir topluluktur. Ben de tescilli kültürel miras sahiplerinden biriyim. Ancak Osmanlı dönemine dayanan Konuralp yerel aidiyetimizi koruma adına, hem ata yadigarı hem kültürel miras evimizi; arkeolojik kent odaklı kamulaştırmaya karşı verdiğimiz hukuki mücadelemiz ne yazık ki bir yıla yakın süredir devam ediyor. ♥️ Restorasyonunu gerçekleştirmek için sabırsızlıkla beklediğimiz geleneksel Türk evimizi yaşatarak mülkiyet hakkımızı koruyarak Konuralp’e kazandırmak en büyük amacımız, duamız. 🏡
Yerel Halk ve Aidiyet
Konuralp halkı, yalnızca antik kentin koruyucusu değil; aynı zamanda yaşayan kültürel mirasın taşıyıcısıdır. Yüzyıllardır kullanılan sokak dokusu, avlulu ve sofalı geleneksel evler ile bahçelerde sürdürülen gündelik üretim pratikleri (pirinç tarımı, yufkalı pilav geleneği vb.), kentin kültürel kimliğini günümüze taşımıştır.
Ancak günümüzde kamulaştırma süreçleri, imar baskıları, arkeolojik kazılar ve turizm odaklı “marka kent” politikaları; yerel halkın yaşadığı tarihî çevre üzerinde ciddi baskılar oluşturmaktadır. Uzayan koruma ve restorasyon süreçleriyle birlikte, mülkiyet hakkı ile kültürel aidiyet arasında giderek derinleşen çatışmalar ortaya çıkmaktadır.
Bu durum, Konuralp’te kültürel mirasın yalnızca korunacak fiziksel bir alan değil; aynı zamanda yerel halkın yaşam biçimi, belleği ve gündelik sürekliliğiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.
Geleneksel Türk Evleri: Özel Mülkiyetin Koruyuculuğu
Konuralp’te 19. yüzyıldan kalma geleneksel ahşap evler, çoğunlukla özel mülkiyet içerisinde korunmaya çalışılmaktadır. Bu yapıların pek çoğu tescilli olmakla birlikte, restorasyon için gerekli destek mekanizmaları çoğu zaman yetersizdir. Mal sahipleri, bürokratik engeller ve maliyetler nedeniyle evleri ile yeterince ilgilenememekte ya da imar ve kamulaştırma baskısıyla yıkım tehdidi yaşamaktadır. Oysa geleneksel Türk evi, sadece mimari bir form değil, aidiyetin, hafızanın ve yaşam biçiminin mekansal taşıyıcısıdır.
Akademik Yaklaşım: Çok Katmanlı Mirasın Bütüncül Korunması
Konuralp’in sürdürülebilir bir şekilde korunabilmesi için, yalnızca antik tiyatro veya mozaiklerin değil, aynı zamanda Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi katmanlarının da eşdeğer bir öneme sahip olduğunun kabul edilmesi gerekir.
Kültürel süreklilik ilkesi: Venedik Tüzüğü ve 2863 sayılı yasa uyarınca, farklı dönemlerin mirası eşit düzeyde korunmalıdır.
Yerel katılım: Halkın yalnızca “seyirci” değil, aktif özne olarak sürece dahil edilmesi, aidiyet duygusunu güçlendirecektir.
Özel mülkiyet desteği: Tescilli evlerin restorasyon projeleri ve uygulamaları için devlet ve belediye desteği sağlanmalı; sahiplerinin mülkiyet hakkı korunarak, yaşamlarını sürdürmeleri güvence altına alınmalıdır.
Sonuç
Konuralp, yalnızca antik dünyanın kalıntılarıyla değil; yaşayan yerel halkın kültürel pratikleri, geleneksel yaşam biçimleri ve tarihsel sürekliliğiyle anlam kazanan çok katmanlı bir yerleşimdir. Antik dönemin gölgesinde bırakılan Osmanlı-Türk mirası ise, aslında kentin kimlik bütünlüğünün vazgeçilmez parçalarından biridir.
Bu nedenle Konuralp’in geleceğe taşınması, yalnızca arkeolojik eserlerin korunmasıyla sınırlı değildir. Özel mülkiyet içinde varlığını sürdüren geleneksel Türk evlerinin, yerel halkın aidiyet duygusunun ve yaşayan kültürel belleğin de koruma anlayışı ile sürekliliği sağlanmalıdır.
Kentin gerçek kültürel değeri; Roma, Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinin üst üste birikerek oluşturduğu tarihsel süreklilikte ve bu sürekliliği bugün hala yaşatan yerel yaşam kültüründe saklıdır.





Yorumlar