Prusias ad Hypium Tiyatrosu’nda Gün Işığı ve Seyir Deneyimi
Güncelleme tarihi: 16 Eki
Yazan: Zerrin Avan
KONURALP Prusias ad Hypium dönemi Antik Tiyatrosu’nda bir gösteriyi bugünkü tiyatro deneyimiyle düşünmek kolay değil. Burada ışık tavandan gelen projektörlerle değil, güneşin hareketiyle değişiyordu. Yaklaşık 10 bin kişilik açık hava yapısında sahne, oturma sıraları ve seyirci günün farklı saatlerinde aynı doğal ışığın parçasıydı.

Konuralp’te tiyatroya her baktığımda bu ayrıntı dikkatimi çekiyor:
Antik seyirci sahneyi hangi ışıkta görüyordu?
Bugün bir tiyatro salonunda ışık, seyircinin nereye bakacağını belirleyen temel araçlardan biri. Antik açık hava tiyatrosunda ise durum farklıydı.
Gösteri mekânı güneşten bağımsız değildi.
Güneş yapının dışında değil
Vitruvius, tiyatronun yer seçimini
anlatırken güneşin seyirci üzerindeki
etkisini doğrudan hesaba katar.
Özellikle güney yöneliminden kaçınılmasını önerir; çünkü güneşin caveaya dolmasıyla kapalı kalan havanın ısınacağını ve uzun süre oturan seyircilerin bundan olumsuz etkileneceğini belirtir.
Bu ayrıntı, tiyatronun yalnızca akustik veya görüş açısından tasarlanmadığını gösteriyor.
Güneş de seyir deneyiminin bir parçasıydı.
Prusias ad Hypium Tiyatrosu’nun caveası yaklaşık 30 derecelik eğime sahip ve restitüsyon çalışmalarına göre 9.500–10.000 kişilik kapasiteye ulaşıyordu. (Höyük)
Bu büyüklükte bir açık hava yapısında ışık ve sıcaklık, binlerce kişinin aynı anda yaşadığı doğrudan fiziksel koşullardı.
Tiyatro karardığında ne olurdu?
Roma dünyasında kandiller, meşaleler ve yağ lambaları elbette biliniyordu.
Fakat bunları bugünkü anlamda bir “sahne ışığı sistemi” olarak düşünmek yanıltıcı olur. Büyük bir açık hava tiyatrosunun bütün sahnesini ve binlerce seyirciyi kontrollü biçimde aydınlatmak başka bir şeydir; törensel veya sınırlı bir alanı kandillerle ışıklandırmak başka.
Bu nedenle Prusias ad Hypium Tiyatrosu için elimizde özel bir gece aydınlatma düzenini gösteren arkeolojik kanıt olmadıkça, “gece gösterileri yapılıyordu” ya da “meşaleler atmosfer yaratıyordu” sonucuna gitmemek gerekir.
Daha güvenli olan şudur:
Tiyatronun normal kullanımında doğal ışık temel koşuldu.
Sabah tiyatrosu
Cicero’nun MÖ 55’te Marcus Marius’a yazdığı mektup, Roma’daki Pompeius oyunlarının seyir saatlerine küçük ama değerli bir pencere açıyor.
Cicero, arkadaşının sabah saatlerini evinde okuyarak geçirdiğini, aynı sırada diğer insanların kamusal sahnede mimus gösterilerini izlediğini anlatır. (Attalus)
Bu ifade bütün Roma tiyatrolarında her oyunun sabah oynandığını kanıtlamaz. Ama gösterilerin gündelik hayatın gündüz saatleri içinde gerçekleştiğini açıkça gösteren örneklerden biridir.
Konuralp açısından da önemli olan tam budur. Antik seyirci tiyatroya gündelik yaşamın dışında, gece başlayan kapalı bir sanat etkinliğine gitmiyordu. Tiyatro kentin gündüz yaşamının içindeydi.
Işık yalnızca görmek için miydi?
Doğal ışık sahnede yalnızca görünürlüğü sağlamıyordu. Mimariyi de değiştiriyordu.
Sahne cephesinin sütunları,
nişleri,
heykelleri,
çıkıntıları
ve derinlikleri günün farklı saatlerinde farklı gölgeler oluşturmuş olmalıydı.
Prusias ad Hypium’un sahne binası bugün büyük ölçüde eksik durumda olduğu için bu etkinin bütününü yeniden kuramıyoruz. Fakat Roma sahne cephelerinin mimari düzeni düşünüldüğünde, taş yüzeylerdeki ışık-gölge ilişkisi gösterinin görsel çevresinin parçasıydı. Oyuncu ön planda hareket ederken arkasındaki mimari yüzey de güneşle birlikte değişiyordu. Bu nedenle sahne yalnızca oyuncuların bulunduğu bir platform değildi.
Mimari de gösterinin görsel çerçevesiydi.
On bin kişinin aynı ışığı paylaşması
Prusias ad Hypium Tiyatrosu’nun yaklaşık 9.500–10.000 kişilik kapasitesi, yapıyı kentin en büyük toplu buluşma alanlarından biri hâline getiriyordu. (Höyük)
Bu sayı bize tiyatrodaki seyircilerin kim olduğunu tek başına söylemez. Dolayısıyla “sıradan halkın tamamı burada temsil ediliyordu” gibi bir sonuca yalnız kapasiteden ulaşamayız. Fakat yapının ölçeği, gösterilerin dar bir özel çevreye değil, geniş kamusal katılıma açık büyük etkinlikler için tasarlandığını gösterir.
Burada ışık deneyimi de kolektifti. Binlerce kişi aynı anda güneşi, sıcaklığı, gölgeyi ve sahneyi paylaşıyordu.
Dionysos bağlantısını ne kadar ileri taşıyabiliriz?
Konuralp’te Dionysos’la ilişkili ikonografik ve epigrafik veriler bulunması, kentin dini ve görsel dünyasında Dionysos’un yer aldığını gösterir.
Fakat bundan hareketle tiyatroda belirli Dionysos ritüellerinin gerçekleştirildiğini ya da bulunan her Dionysos motifinin doğrudan sahne faaliyetleriyle ilişkili olduğunu söylemek için daha güçlü bağlamsal kanıt gerekir.
Aynı şekilde “Yunan tragedyası burada oynanmadı, onun yerine pantomim vardı” biçiminde kesin bir ayrım da mevcut kanıtların ötesine geçer. Prusias ad Hypium Tiyatrosu’nda hangi eserlerin, hangi tarihte ve hangi sıklıkla oynandığını ayrıntılı biçimde bilmiyoruz. Bu belirsizlik araştırma sorusunun kendisi.
Günün hangi saatinde?
Tiyatronun yönelimi, sahne cephesinin yüksekliği ve caveanın eğimi birlikte düşünüldüğünde başka bir araştırma alanı açılıyor:
Prusias ad Hypium Tiyatrosu gün içinde nasıl ışık alıyordu?
Sabah güneşi sahneyi nasıl etkiliyordu?
Öğle saatlerinde caveanın hangi bölümleri doğrudan güneş altında kalıyordu?
Sahne binası günün belirli saatlerinde orchestra veya sahne üzerine gölge düşürüyor muydu?
Tiyatroda bir velarium kullanımına ilişkin kanıt var mı?
Bunlar yalnız metinlerden değil, yapının üç boyutlu restitüsyonu ve güneş analiziyle araştırılabilecek sorular.
Belki tiyatrodaki seyir deneyimini anlamak için yeni kazı buluntularından önce güneşin kendisini yeniden yapının içine yerleştirmek gerekiyor.

Bugünkü kalıntı bize neyi göstermiyor?
Bugün Konuralp Tiyatrosu’nda oturduğumuzda büyük ölçüde çıplak taş görüyoruz.
Antik seyirci ise aynı yapıyı; sahne cephesi, mimari bezemeler, heykeller, kostümler, ses, kalabalık ve değişen gün ışığıyla birlikte deneyimliyordu.
Dolayısıyla bugünkü kalıntıyla antik seyir deneyimi arasında önemli bir fark var.
Arkeolojik yapı sessiz.
Antik tiyatro ise hareketliydi.
Bugün taş yüzeylerin üzerine düşen güneşe baktığımızda, bu kayıp deneyimin belki hâlâ en değişmeden kalan unsurlarından birini görüyoruz.
Işığı.
Prusias ad Hypium Tiyatrosu’nda doğal ışık yalnızca teknik bir zorunluluk değildi. Gösterinin gerçekleştiği fiziksel dünyanın kendisiydi. Ve tiyatroyu yalnız planıyla değil, bir zamanlar içinde yaşanan deneyimle anlamak istiyorsak şu soruyu sormaya değer:
Antik seyirci Konuralp’te sahneyi yalnızca ne izleyerek değil, hangi ışık altında görüyordu?
Zerrin Avan
Sanat Tarihçisi
Kaynaklar
Okan, Emre – Bilir, Ahmet – Çalışkan, Doğuş. “Prusias ad Hypium Antik Tiyatrosu: Yeni Kazılar, İlk Veriler.” Höyük 9 (2022): 33–66.
Vitruvius. De Architectura, V.3.
Cicero. Epistulae ad Familiares, VII.1.
Bieber, Margarete. The History of the Greek and Roman Theater. Princeton, 1961.
Beacham, Richard C. The Roman Theatre and Its Audience. Routledge, 1991.




Yorumlar