Dionysos ve Köylüler; Bacchus'un Zaferi
Güncelleme tarihi: 2 gün önce
Yazan: Zerrin Avan
Bize Kim Gülüyor?
Velázquez’in Bacchus’u ve Sıradan İnsanların Zaferi

Diego Velázquez’in El Triunfo de Baco adlı tablosuna ilk bakışta ne görüyoruz?
Bir tanrı ve çevresinde içki içen insanlar.
Tablonun diğer adı da zaten bu ilk bakışı destekler: Los Borrachos — “Sarhoşlar”.
Fakat biraz daha uzun baktığımızda resimde tuhaf bir şey olmaya başlar. Figürler yalnızca Bacchus’a bakmazlar. Bazıları doğrudan bize bakar. Hatta gülümserler.
Böylece resme dışarıdan baktığını düşünen izleyicinin güvenli konumu bozulur. Biz onları seyrediyoruz; fakat onlar da bizi görüyor gibidir.
O halde soruyu değiştirmek gerekir:
Bu resimde eğlence kimin eğlencesidir ve aslında kime gülünmektedir?
Bir tanrı neden köylülerin arasındadır?
Velázquez yaklaşık 1628–29 yıllarında yaptığı El Triunfo de Baco‘da mitolojik bir konuyu resmeder. Eser bugün Madrid’deki Museo Nacional del Prado koleksiyonundadır.
Resmin merkezinde Roma dünyasının Bacchus’u, Yunan dünyasının Dionysos’u yer alır.
Ama karşımızdaki sahne alışılmış anlamda görkemli bir tanrısal zafer görüntüsü değildir.
Bacchus’un çevresinde idealize edilmiş mitolojik kahramanlar yoktur. Gündelik yüzleri, kırışıklıkları, kaba giysileri ve içki kaplarıyla sıradan insanlar vardır. Velázquez’in yaptığı ilk önemli müdahale burada ortaya çıkar:
Miti gündelik hayatın içine indirir.
Bacchus açık teni, kısmen çıplak bedeni ve daha idealize edilmiş görünümüyle çevresindeki adamlardan ayrılır. Yanındaki figürler ise gerçek dünyanın insanları gibidir. İki görsel dünya aynı resmin içinde karşılaşır:
ideal ile gerçek, tanrı ile insan, mit ile gündelik hayat.
Fakat Velázquez bunları birbirinden bütünüyle ayırmaz.
Tam tersine, Bacchus’u insanların arasına yerleştirir.
Tanrı artık uzakta değildir.
Zafer kimin zaferi?
Eserin adı burada daha ilginç hale gelir:
Bacchus’un Zaferi.
Peki resimde gerçekten bir zafer görüyor muyuz?
Ne savaş vardır ne yenilmiş düşmanlar ne de geleneksel anlamda görkemli bir zafer alayı.
Bacchus oturmaktadır. İnsanlar içmektedir. Bir adam başını tanrıya doğru eğmiş, Bacchus da onun başına bir çelenk yerleştirmektedir. Bu törensel hareket, sahnenin en önemli anlarından biridir. Çünkü çelenk normalde ayrıcalığı görünür kılar. Zafer kazananın, onurlandırılanın veya seçilen kişinin işaretidir.
Fakat burada taçlandırılan kişi bir kahraman değildir.
Sıradan bir adamdır.
Belki de Velázquez’in ironisi tam burada başlar.
Tanrısal bir törenin görsel dili, gündelik hayatın insanlarına verilmiştir.
Bacchus’un zaferi böylece başka türlü okunabilir. Tanrı insanları kendi dünyasına yükseltmiyor olabilir.
Belki kendisi onların dünyasına inmiştir.
Dionysos’un dünyasında sınırlar
Bu durum Dionysos için şaşırtıcı değildir. Çünkü Dionysos sınırları seven bir tanrı değildir. Tanrısal olan ile insani olan, düzen ile taşkınlık, bilinç ile esriklik, kimlik ile kılık değiştirme onun mitolojik dünyasında sürekli birbirine yaklaşır.
Tiyatro ile ilişkisi de buradan düşünülebilir.
Oyuncu maskeyi taktığında kendi kimliğinden geçici olarak çıkar ve başka bir kimliğe bürünür.
Dionysos’un dünyasında görünen şey her zaman göründüğü kadar sabit değildir. Velázquez’in resminde de benzer bir belirsizlik vardır.
Bir mitolojik resme mi bakıyoruz?
Bir meyhane sahnesine mi?
Bir tanrının zaferine mi?
Yoksa içki içen insanların eğlencesine mi?
Resim bunlardan yalnızca birini seçmemize izin vermez.
Ve tam da bu nedenle ilginçleşir.
Kim kimi seyrediyor?
Tablonun sağ tarafındaki adamlara bakıldığında resmin ilişkisi bir kez daha değişir. Figürlerden biri doğrudan dışarı bakmaktadır. Yüzünde belirgin bir gülümseme vardır. Bir başkası da seyirciyle görsel ilişki kurar. Burada resmin yüzeyi adeta açılır. Çünkü normalde müzedeki izleyici ayrıcalıklı konumdadır.
Biz bakarız.
Resimdeki insanlar bakılanlardır.
Fakat Velázquez bu ilişkiyi tek yönlü bırakmaz.
Biz onlara bakarken onlar da bize bakar.
Hatta gülümserler.
Bu küçük hareket, Los Borrachos’u yalnızca Bacchus hakkındaki bir mitolojik anlatı olmaktan çıkarır.
İzleyiciyi de sahnenin içine çeker. Belki de bu nedenle “Sarhoşlar” adı düşündüğümüzden daha problemli bir addır. Çünkü onları tanımladığımız anda kendimizi onlardan ayırmış oluruz:
Onlar sarhoştur.
Biz izleyiciyiz.
Onlar eğlenmektedir.
Biz bakıyoruz.
Onlar resmin içindedir.
Biz dışarıdayız.
Fakat bize bakan adam bu rahat ayrımı bozar.
Sanki şunu sorar:
Gerçekten dışarıda olduğundan emin misin?
Gülmenin yönü değiştiğinde
İşte resimde benim en ilginç bulduğum nokta burasıdır.
İlk bakışta seyirlik olan insanlar, bakışları aracılığıyla seyirciye dönüşür. Biz onları izlerken onlar bize gülümser. Böylece bakışın yönü tersine çevrilir.
Mitolojik resmin karşısında bilgili, mesafeli ve kontrollü bir izleyici olarak durduğumuzu düşünebiliriz. Bacchus’u tanırız. Çelengi görürüz. Şarabı fark ederiz. Figürlerin toplumsal konumlarını değerlendiririz.
Yani görüntüyü çözdüğümüzü sanırız. Ama resimdeki adam hâlâ bize bakmaktadır.
Ve gülmektedir.
Belki Velázquez’in yaptığı en güçlü şey, mitolojik olan ile sıradan olan arasındaki sınırı bozmak kadar bakan ile bakılan arasındaki sınırı da bozmaktır. Resim böylece yalnızca Dionysos’u anlatmaz. İzleyicinin kendi konumunu da görünür hale getirir.
Konuralp’teki Dionysos’a döndüğümüzde
Bu noktada Prusias ad Hypium’a dönmek anlam kazanır.
Konuralp’teki antik tiyatronun çevresinde ortaya çıkarılan ve Dionysos kültüyle ilişkilendirilen arkeolojik bulgular ile kent sikkelerindeki Dionysos tasvirleri, tanrının kentin dinsel ve görsel dünyasında yer aldığını göstermektedir.
Fakat bu verileri yalnızca “Konuralp’te Dionysos kültü vardı” cümlesine indirgediğimizde önemli bir şeyi kaçırabiliriz. Çünkü Dionysos yalnızca ikonografik olarak tanınması gereken bir tanrı değildir. Onun etrafında müzik, tiyatro, şenlik, beden, esriklik, dönüşüm ve kolektif deneyimden oluşan çok daha geniş bir kültürel dünya vardır.
Velázquez’in on yedinci yüzyılda yaptığı resim elbette Prusias ad Hypium’daki Dionysos kültünün nasıl yaşandığını kanıtlayan tarihsel bir belge değildir. Aralarında yüzyıllar, farklı toplumlar ve farklı görsel gelenekler vardır. Bu ayrımı korumak gerekir.
Fakat sanatın bize sağlayabileceği başka bir imkân vardır:
Bir figürün tarih boyunca neden yeniden düşünüldüğünü sorgulamak.
Dionysos antik dünyadan Velázquez’in İspanya’sına geldiğinde aynı kalmaz. Bir zamanlar ritüelin, tiyatronun, esrikliğin ve dönüşümün tanrısı olan figür, bu kez sıradan insanların arasına oturur.
Mit yeniden kurulur.
Bir tanrıyı tanımak yeterli mi?
Sanat tarihinde bir figürü tanımak görece kolaydır.
Asma yaprağını görürüz. Şarabı görürüz. Çelengi görürüz. “Bacchus” deriz.
Ve çoğu zaman görüntüyü çözdüğümüzü düşünürüz. Oysa ikonografik tanıma, görsel okumanın yalnızca başlangıcıdır.
Asıl soru bundan sonra gelir:
Sanatçı bu tanıdık figürle ne yapıyor?
Velázquez’in tablosunda önemli olan yalnızca Bacchus’un resmedilmiş olması değildir. Önemli olan, Bacchus’un nereye yerleştirildiğidir. Tanrı sıradan insanların arasındadır. Onlardan birini taçlandırmaktadır.
Çevresindeki insanlar gülmektedir.
Ve bazıları bize bakmaktadır. Böylece mitolojik hiyerarşi beklenmedik biçimde bozulur. Tanrı ile insan arasındaki mesafe azalırken resim ile seyirci arasındaki mesafe de azalır. Belki Bacchus’un Zaferi tam olarak budur.
Tanrının insanlardan uzaklaşarak yücelmesi değil;
insanların dünyasına girerek hâlâ yaşayabilmesi.
Ve belki Velázquez’in tablosundaki en Dionysosçu şey şarap bile değildir. Sınırların bir anlığına bozulmasıdır.
Tanrı ile insanın.
Mit ile gerçeğin.
Bakan ile bakılanın.
Ve tam o anda resimdeki adam bize hâlâ gülümsemektedir.
Belki de son soru ona değil, kendimize yöneltilmelidir:
Biz ona neden gülmüyoruz da onun bize güldüğünü düşünmekten rahatsız oluyoruz?
Zerrin Avan
Sanat Tarihçisi




Yorumlar