top of page
konuralp150915.png

Konuralp’te Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj: Koruma ve Süreklilik

14 Eyl 2025
6 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 15 Ağu

Yazan: Zerrin Avan, Sanat Tarihçisi



2023, Konuralp
2023, Konuralp

Antik Kent, Osmanlı Yerleşimi ve Geleneksel Sivil Mimarlığın Bütüncül Korunması Üzerine Bir Değerlendirme

Konuralp, tarihsel gelişimi boyunca farklı siyasal, kültürel ve toplumsal dönemlerin aynı coğrafya üzerinde bıraktığı izlerin birlikte okunabildiği çok katmanlı bir yerleşim alanıdır. Antik kaynaklarda Kieros adıyla karşılaşılan yerleşimin Bithynia hâkimiyetine geçmesinin ardından Prusias adıyla yeniden adlandırılması ve Roma İmparatorluk Dönemi’nde Prusias ad Hypium olarak gelişmesi, bölgenin Antik Çağ’daki kentsel kimliğinin temelini oluşturmuştur.


Tiyatro, su yapıları, yazıtlar, heykeller, sikkeler ve diğer arkeolojik buluntular, Prusias ad Hypium’un özellikle Roma İmparatorluk Dönemi’ndeki kamusal, ekonomik ve kültürel yaşamının önemli göstergeleridir.


Bununla birlikte günümüz Konuralp’inin tarihsel kimliği yalnızca antik kentin maddi kalıntılarıyla açıklanamaz. Bölgenin Osmanlı hâkimiyetine geçmesiyle birlikte başlayan yeni tarihsel süreç, yerleşimin mekânsal ve kültürel yapısına yeni katmanlar eklemiştir. Düzce ve çevresinin Konur Alp tarafından Osmanlı topraklarına katılması literatürde 1321–1323 yılları arasına tarihlendirilmekte; 1323 tarihi özellikle Konuralp’e ilişkin yayınlarda yaygın biçimde kullanılmaktadır (Şahin, 1994; Pınarcık ve Berkant, 2024).


Ancak Osmanlı fethi ile günümüzdeki Konuralp yerleşimi arasında kesintisiz ve değişmeden devam eden bir kent organizasyonu bulunduğunu ileri sürmek ihtiyat gerektirir. Osmanlı kayıtları, özellikle Konurapa ve Üskübü adlarının tarihsel kullanımının birbirinden ayrılarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Nitekim 1519 tarihli kayıtlarda Konurapa, Bolu sancağına bağlı bir kaza merkezi niteliğinde görünürken Üskübü’nün ayrıca kaydedilmiş olması, antik Prusias ad Hypium’un bulunduğu alan ile Osmanlı idari ve yerleşim coğrafyası arasındaki ilişkinin doğrusal bir ad değişikliğinden daha karmaşık olduğunu düşündürmektedir (Şahin, 1994).


Bu nedenle Konuralp’in tarihsel gelişimini Kieros–Prusias ad Hypium–Üskübü–Konuralp biçiminde birbirini doğrudan takip eden basit bir adlandırma zinciri olarak değil, aynı coğrafyada farklı dönemlerde yeniden örgütlenen çok katmanlı bir yerleşim peyzajı olarak değerlendirmek daha uygundur.


Antik Kentten Osmanlı Yerleşim Peyzajına

Prusias ad Hypium’un antik kent dokusu, Roma İmparatorluk Dönemi’nde özellikle kamusal mimari aracılığıyla belirginleşmiştir. Tiyatro, su yapıları, kamusal alanlar, mezar yapıları ve çeşitli arkeolojik buluntular kentin anıtsal karakterini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte antik kentin geç Antik Çağ ve Bizans dönemlerindeki dönüşümünün ve daha sonraki Osmanlı yerleşimiyle kurduğu mekânsal ilişkinin henüz bütün ayrıntılarıyla açıklığa kavuştuğu söylenemez.


Osmanlı hâkimiyetinin ardından bölge, Batı Karadeniz’in uç ve hinterland coğrafyası içerisinde yeni bir siyasal ve toplumsal yapılanmaya dâhil olmuştur. Konur Alp’in adıyla ilişkilendirilen Konurapa’nın Osmanlı idari coğrafyasında kazandığı önem ile Üskübü’nün tarihsel gelişimi bu dönüşümün farklı boyutlarını meydana getirir.


Bu nedenle Osmanlı dönemi Konuralp tarihinin yalnızca fetih anlatısı üzerinden değil; tahrir kayıtları, vakıf belgeleri, nüfus kayıtları, mimari eserler, yol ağı, tarımsal üretim alanları ve yerleşim topografyası birlikte değerlendirilerek ele alınması gerekmektedir.


Bu yaklaşım aynı zamanda “antik kent” ile “Osmanlı kasabası” arasında keskin bir tarihsel sınır oluşturmak yerine, mekânın farklı dönemlerde nasıl yeniden kullanıldığını ve anlamlandırıldığını araştırmayı mümkün kılar.



Çok Katmanlı Bir Kültürel Peyzaj Olarak Konuralp

Günümüz Konuralp’inin sanat tarihi ve koruma disiplini açısından başlıca değeri, farklı dönemlere ait kültür varlıklarının aynı tarihsel topografya içerisinde varlığını sürdürebilmesidir. Roma tiyatrosu, su yapıları ve diğer arkeolojik kalıntılar ile Osmanlı ve yakın dönemlere ait cami, hamam, çeşme, sokak dokusu ve geleneksel konutlar birbirlerinden bağımsız kültür varlıkları değildir. Bunların bir arada bulunduğu topografya, yerleşimin tarih boyunca geçirdiği dönüşümlerin mekânsal kaydını oluşturmaktadır.


Bu bakımdan Konuralp’in korunması, yalnızca belirli anıtsal yapıların fiziksel olarak muhafaza edilmesi problemi değildir. Asıl korunması gereken değerlerden biri, farklı tarihsel dönemlerin birbirleriyle kurduğu mekânsal ve görsel ilişkinin okunabilirliğidir.


Venedik Tüzüğü, tarihî anıt kavramının yalnızca tek bir mimari eseri değil, belirli bir uygarlığın veya tarihsel gelişmenin tanıklığını taşıyan kentsel ve kırsal çevreleri de kapsadığını belirtmektedir (ICOMOS, 1964, md. 1).


Bu yaklaşım, kültür varlığını çevresinden soyutlanmış tekil bir nesne olarak değerlendiren anlayışın aşılmasında önemli bir aşamadır.


Koruma düşüncesinin kapsamı daha sonraki uluslararası belgelerde daha da genişlemiştir. UNESCO’nun 2011 tarihli Recommendation on the Historic Urban Landscape belgesinde tarihî kentsel peyzaj, yalnızca “tarihî merkez” veya anıtsal yapı topluluğu olarak değil; tarih boyunca oluşmuş kültürel ve doğal değerlerin katmanlaşmasının meydana getirdiği daha geniş bir kentsel bağlam olarak tanımlanmaktadır (UNESCO, 2011, md. 8).


Bu çerçevede topografya, yapılaşma, açık alanlar, arazi kullanımı, altyapı, görsel ilişkiler, toplumsal ve kültürel pratikler ile ekonomik süreçler tarihî kentsel peyzajın birbirleriyle ilişkili bileşenleri olarak değerlendirilmektedir (UNESCO, 2011, md. 9).


Konuralp bu yaklaşımın uygulanabileceği dikkate değer bir örnek oluşturmaktadır.



Geleneksel Konutların Kültürel Peyzaj İçindeki Yeri

Konuralp’in çok katmanlı kimliğinin anlaşılmasında anıtsal yapılar kadar geleneksel konut mimarisi de önem taşımaktadır. Osmanlı’nın geç döneminden Cumhuriyet’in erken dönemlerine uzanan tarihsel süreç içerisinde biçimlenen ahşap ve hımış konutlar; avluları, bahçeleri, çıkmaları, sokakla kurdukları ilişkiler ve geleneksel yapım teknikleriyle yerleşimin sivil mimari karakterinin başlıca unsurlarındandır.


Bu yapıların kültürel değeri yalnızca mimari özelliklerinden kaynaklanmaz. Konut, aynı zamanda gündelik yaşamın gerçekleştiği temel mekândır. Aile ilişkileri, üretim biçimleri, yemek kültürü, komşuluk ilişkileri, bahçe kullanımı, yerel zanaatlar ve kuşaklar arası aktarılan hatıralar bu mekânlarda biçimlenmektedir. Dolayısıyla geleneksel evler hem somut kültür varlıkları hem de toplumsal belleğin mekânsal taşıyıcıları olarak değerlendirilmelidir.


Bu açıdan bakıldığında Konuralp’teki geleneksel konutların antik kalıntılarla aynı tarihsel topografya içerisinde bulunması bir çatışma unsuru olmak zorunda değildir. Aksine bu birliktelik, yerleşimin iki bin yılı aşan tarihsel dönüşümünün günümüzde algılanabilmesini sağlayan temel özelliklerden biridir.


Antik tiyatronun çevresindeki geleneksel yerleşim dokusu, yalnızca tiyatronun “çevresi” değildir; kendisi de daha sonraki tarihsel dönemlerin bıraktığı kültürel bir katmandır. Dolayısıyla arkeolojik katmanın görünür hâle getirilmesi ile sonraki dönemlere ait kültür varlıklarının korunması birbirini dışlayan iki koruma hedefi olarak değerlendirilmemelidir.



Özel Mülkiyetteki Kültür Varlıkları ve Yaşayan Miras

Tarihî kentlerde kültürel mirasın önemli bir bölümü özel mülkiyet içerisinde bulunmaktadır. Bu durum özellikle geleneksel konut dokusunun korunmasında belirleyicidir. Bir tarihî evin korunması yalnızca yapı malzemesinin veya cephesinin korunması anlamına gelmez; yapının parseli, avlusu, bahçesi, sokakla ilişkisi ve içinde gelişmiş yaşam pratikleri de tarihî çevrenin karakterinin oluşmasına katkıda bulunur.


UNESCO’nun Tarihî Kentsel Peyzaj yaklaşımının önemi burada ortaya çıkmaktadır. Bu yaklaşım, tarihî çevrenin korunmasını tekil yapıların muhafazasının ötesine taşıyarak sosyal, kültürel, ekonomik ve mekânsal ilişkileri kapsayan bütüncül bir koruma anlayışı önermektedir (UNESCO, 2011).


Bu nedenle Konuralp’teki özel mülkiyete ait tescilli veya korunmaya değer geleneksel konutların değerlendirilmesinde yalnızca tekil yapı ölçeği yeterli değildir. Konutların oluşturduğu sokak silueti, parsel düzeni, bahçe ve avlu ilişkileri, tarihî yollar ve arkeolojik kalıntılarla kurdukları mekânsal bağlantılar birlikte incelenmelidir.


Burada mülkiyet hakkı ile kültür varlığının korunması birbirinden ayrı fakat ilişkili iki hukuki ve kültürel alan oluşturmaktadır. UNESCO’nun Tarihî Kentsel Peyzaj Tavsiye Kararı doğrudan özel mülkiyet hukukunu düzenleyen bağlayıcı bir hukuk metni değildir. Bununla birlikte belgenin önerdiği bütüncül yaklaşım, yaşayan tarihî çevrelerin korunmasında kamu kurumları, yerel topluluklar ve diğer paydaşların birlikte değerlendirilmesini öngören önemli bir uluslararası koruma çerçevesi sunmaktadır (UNESCO, 2011).



Arkeolojik Koruma ile Yaşayan Kent Arasında Denge

Konuralp’in geleceğine ilişkin temel koruma problemi, arkeolojik miras ile yaşayan tarihî yerleşim arasında kurulacak dengedir.


Prusias ad Hypium’un bilimsel yöntemlerle araştırılması, arkeolojik kalıntıların korunması ve kamusal olarak görünür hâle getirilmesi kuşkusuz önemlidir. Ancak arkeolojik değerlerin ortaya çıkarılması amacıyla yürütülen koruma ve planlama uygulamalarının, daha sonraki dönemlere ait kültürel katmanları ikincil veya değersiz kabul eden bir yaklaşıma dönüşmemesi gerekir.


Bir yerleşimin Roma dönemine ait katmanı, Osmanlı dönemine ait katmanından bağımsız olmadığı gibi Osmanlı ve yakın dönem sivil mimarisi de kendisinden önceki topografyanın üzerinde gelişmiştir. Kültürel peyzaj tam olarak bu tarihsel birikimin sonucudur.


Bu nedenle Konuralp’te yapılacak koruma çalışmalarında temel soru yalnızca “hangi arkeolojik kalıntılar ortaya çıkarılmalıdır?” olmamalıdır. Bunun yanında “yerleşimin tarihsel katmanları arasındaki ilişki nasıl korunabilir ve görünür kılınabilir?” sorusu da koruma politikasının merkezinde yer almalıdır.


Bu yaklaşım arkeolojik araştırmanın sınırlandırılması anlamına gelmez. Aksine arkeolojik verilerin tarihsel çevrenin diğer bileşenleriyle birlikte değerlendirilmesi, antik kentin sonraki dönemlerde nasıl dönüştüğünün anlaşılmasına da katkıda bulunur.



Kültürel Bellek ve Yerel Aidiyet

Kültürel peyzaj yalnızca fiziksel yapılardan oluşmaz. Bir yerleşimin tarihsel kimliği, o mekânda yaşayan toplulukların hafızasıyla birlikte şekillenir. Yer adları, mahalleler, aileler, üretim gelenekleri, sözlü anlatılar, mezarlıklar, yollar, bahçeler ve gündelik kullanım biçimleri fiziksel çevreye anlam kazandıran unsurlardır.

Konuralp açısından Üskübü adının yerel bellekteki varlığı bu bakımdan özellikle dikkate değerdir. Adın kökeni ve tarihsel gelişimi ayrıca araştırılması gereken bir konu olmakla birlikte, Üskübü’nün Osmanlı ve yakın dönem yerleşim tarihindeki yeri, Konuralp’in kültürel belleğinin anlaşılması bakımından önem taşımaktadır.


Benzer biçimde Konur Alp adı, Osmanlı fetih ve kuruluş hafızasının bölgedeki güçlü göstergelerinden biridir. Ancak Konuralp’in tarihsel kimliği yalnızca bir fetih anlatısına indirgenemez. Antik Prusias ad Hypium, Osmanlı dönemi Üskübü’sü ve modern Konuralp birbirinin yerine geçen kimliklerden çok, aynı coğrafyada farklı dönemlerde oluşmuş tarihsel katmanlar olarak değerlendirilmelidir.


Sonuç: Katmanları Değil, Katmanlar Arasındaki İlişkiyi Korumak

Konuralp’in kültürel miras değeri yalnızca Roma tiyatrosundan, yalnızca arkeolojik buluntularından veya yalnızca geleneksel evlerinden kaynaklanmamaktadır. Yerleşimin asıl ayırt edici niteliği, farklı tarihsel dönemlerin aynı topografya üzerinde bıraktığı izlerin günümüzde hâlâ birlikte okunabilmesidir.


Kieros ve Prusias ad Hypium’un antik peyzajı; Osmanlı hâkimiyeti sonrasında biçimlenen Konurapa–Üskübü coğrafyası; geleneksel sokaklar, cami, hamam, çeşme ve konutlar ile modern Konuralp’in yaşayan yerleşim dokusu, uzun süreli tarihsel dönüşümün birbirini izleyen katmanlarını meydana getirmektedir.

Bu nedenle Konuralp’in korunmasında dönemlerden birini diğerine üstün tutan seçici bir miras anlayışı yerine, tarihsel katmanların birbirleriyle kurduğu ilişkinin korunmasını amaçlayan bütüncül bir yaklaşım benimsenmelidir.


Arkeolojik kalıntılar kadar geleneksel konutların; anıtsal yapılar kadar sokakların, avluların ve bahçelerin; fiziksel kültür varlıkları kadar yer adlarının, toplumsal belleğin ve gündelik yaşamın da bu peyzajın bileşenleri olduğu kabul edilmelidir.


Konuralp’in korunmasında asıl mesele, geçmişin belirli bir dönemini yeniden üretmek değil, tarih boyunca oluşmuş katmanların okunabilirliğini gelecek kuşaklara aktarabilmektir.


Bu bakımdan Konuralp, yalnızca Prusias ad Hypium’un arkeolojik kalıntılarını barındıran bir antik kent alanı değildir. Aynı zamanda Antik Çağ’dan Osmanlı’ya ve günümüze kadar farklı toplulukların aynı coğrafyayı yeniden biçimlendirdiği, kullandığı ve anlamlandırdığı yaşayan bir kültürel peyzajdır. Kentin gelecekteki koruma politikalarının da bu tarihsel bütünlüğü esas alması, Konuralp’in kültürel kimliğinin parçalanmadan gelecek kuşaklara aktarılmasının temel koşullarından biridir.



Yazan: Zerrin Avan



Kaynakça

  • ICOMOS. (1964). International Charter for the Conservation and Restoration of Monuments and Sites (The Venice Charter). Venice.

  • Özlü, Z. (2008). Batı Karadeniz’de Antik Bir Osmanlı Kenti: Prusias ad Hypium, Üskübü (Konuralp). Ankara: İtalik Yayınları.

  • Pınarcık, P. ve Berkant, E. B. (2024). “Bir Şehrin Hafızasını Aralamak: Prusias Ad Hypium (Konuralp) Antik Kenti.”

  • Şahin, İ. (1994). “Düzce.” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, C. 10, İstanbul: TDV Yayınları, ss. 187–188.

  • UNESCO. (2011). Recommendation on the Historic Urban Landscape, Including a Glossary of Definitions. Paris: UNESCO, 10 November 2011.






Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
  • Twitter
  • Instagram
  • Facebook
  • Pinterest
bottom of page