top of page

Konuralp’te Ekim Arası | Ekim 2026

13 saat önce
2 dakikada okunur

Yazan: Sanat Tarihçisi Zerrin Avan


Ekim, Konuralp’e yakışan aylardan biri. Yazın parlak ışığı biraz çekilir; taşın, toprağın, eski evlerin ve sokakların rengi daha belirginleşir.

Antik tiyatronun basamaklarına düşen ışık bile başka görünür. Belki de böyle zamanlarda Konuralp’i gezmekten çok seyretmek gerekir.

Sonbaharda Kabaklar
Sonbaharda Kabaklar

Bu ay antik tiyatro yine gündemdeydi. 7 Ekim’de, 2. Akçakoca Uluslararası Suluboya Festivali kapsamında 16 ülkeden 81 sanatçı Konuralp’e geldi; tiyatroyu ve çevresini kendi bakışlarıyla resmetti.


Arkeolojik bir alanın yalnız kazı raporlarında, restorasyon projelerinde ya da turizm tanıtımlarında değil, bir ressamın kâğıdında yeniden görünür olması bana önemli geliyor.


Çünkü Konuralp’in asıl gücü yalnızca eski olmasında değil. Burada geçmiş hâlâ gündelik hayatın içinde. Tiyatronun hemen yanında evler var. İnsanlar işe gidiyor, öğrenciler geçiyor, dükkânlar açılıyor, minibüsler duruyor. Nitekim birkaç gün önce Konuralp'e yeni bir durak yerleştirildi. Çok sıradan bir belediye haberi gibi görünebilir. Ama Konuralp’e biraz daha yakından bakınca sıradan saydığımız ayrıntıların bile başka bir anlamı var: iki bin yıllık bir kent dokusunun üzerinde bugünün hayatı sürüyor.


Belki Konuralp’i anlamanın en doğru yollarından biri de burada başlıyor.


Bir tarafta Prusias ad Hypium’un tiyatrosu restorasyona hazırlanıyor; kazı çalışmalarının ardından yapının yeni bir döneme geçmesi bekleniyor.


Diğer tarafta çarşıda alışveriş yapılıyor, kahve içiliyor, evlerin önünden geçiliyor. Antik kent dediğimiz şey, haritada sınırları çizilmiş sessiz bir arkeoloji alanından ibaret değil.

Konuralp yaşayan bir yerleşim.

Bu yüzden benim için asıl soru artık yalnızca “Burada ne bulundu?” değil.

Biraz da:




Bulduğumuz şeylerle nasıl yaşayacağız?

Tiyatroyu nasıl koruyacağız?

Geleneksel evleri kentin hafızasının neresinde tutacağız?

Roma köprüsünü yalnız bir yapı kalıntısı olarak mı göreceğiz?

Üskübü’nün yakın geçmişini kim kaydedecek?

Konuralp pilavından eski bahçelere, çeşmelerden aile hikâyelerine kadar arkeoloji kitabına girmeyen hafızayı kim anlatacak?


Belki de bir kenti korumak, yalnızca taşlarını korumak değildir. Onun hatırlama biçimini de korumaktır.


Ekim ayında Konuralp’e bakarken benim aklım biraz burada.

Büyük keşiflerin yanında küçük şeylere de bakmakta.

Bir evin cephesine.

Eski bir fotoğrafa.

Bir sokak adına.

Tiyatroya bakan bir pencereye.

Birinin çocukluğundan hatırladığı ama artık olmayan bir yapıya.


Ve bazen bütün bunları çözmeye çalışmadan, bir çay ya da kahve alıp Konuralp’te biraz oturmaya.

Çünkü bazı kentler yalnız araştırılarak anlaşılmıyor.

Biraz da onlarla vakit geçirmek gerekiyor.


Zerrin Avan

Sanat Tarihçisi ve Araştırmacı

Ekim 2026






Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
  • Twitter
  • Instagram
  • Facebook
  • Pinterest
bottom of page